Mevlit nedir?-1

0 oy
57 gösterim
2 Ocak Din - Felsefe kategorisinde NedirKimdir (699,500 puan) sordu

Mevlit nedir?-1

Ülkemizde, ölen kişinin anıldığı günler arasında; “üçüncü”, “yedinci”, “kırkıncı”, “elli ikinci” ve “yıl dönümü” önemli bir yer tutar. Kırkıncı gün, en yaygın ve tipik olan dinsel ritüeldir. Mevlit okunması, hatim indirilmesi, Yasin okunması, “kırk duası”, “elli ikinci duası” (elli ikinci gecede, ölünün kemiklerinin etinden ayrıldığı ve bu durumun ölüye çok acı verdiği, bundan dolayı bu gecede yapılan iyiliklerden dolayı ölünün azap çekmeyeceği biçiminde bir inanış vardır) vs. bu günlerde yaygın olarak yapılan merasimlerdir. 

Bahsedilen bu uygulamaların Kur’an ve Sünnet’te bulunmadığı, dolayısıyla bid’at (aslında olmayan, sonradan ortaya çıkan şey, İslam Peygamberi’nden sonra ortaya çıkan genellikle Sünnet’e aykırı uygulama) olduğu dile getirilmektedir.

Mevlit (mevlid), Arapçada; “doğum, doğum yeri, doğum zamanı” anlamlarına gelir. Türkçede en çok kullanılanı “doğum zamanı” kelimesidir”. Mevlit, İslam Peygamberi’ni övmek ve O’nun üstün vasıflarından bahsetmek amacıyla yazılan şiirlerin genel adıdır. İslam Peygamberi’nin doğumu, hayatı ve vasıfları burada ele alınmaktadır.

Mevlit; İslam Peygamberi'nin doğum günü olarak anlaşıldığı gibi, Peygamber'in doğum yılı münasebetiyle yapılan merasimler de bu adla anılmaktadır. Bu dinsel törenler, önceleri yalnızca Peygamber'in doğumu münasebetiyle düzenlenirken, daha sonraları; diğer kutsal gecelerde, doğum ve ölüm vakalarında, sünnet olmada, nikâh kıymada, göreve başlamada, bir okuldan mezun olmada, Hacca gidiş-gelişlerde, Kur'an'ın hatmedilmesi gibi durumlarda da uygulama alanı bulmuştur. Bu törenlerde, Süleyman Çelebi tarafından kaleme alınan Mevlit kitabı (Vesiletü’n-Necat), Kur'an'dan sureler ve birtakım ilahiler okunmaktadır.

Süleyman Çelebi’nin Vesilet-ün Necat’ı, Türk edebiyatında kendi türünde yazılan ilk eseridir. Süleyman Çelebi’den sonra, bu alanda pek çok eser yazılmış olmasına rağmen, hiçbiri onun kadar benimsenmemiştir. Öyle ki Mevlit, Türk edebiyatında aynı isimle anılan bir türün adı olmuştur.

İslam Peygamberi’nin övülmesi amacıyla yazılan birçok mevlit bulunurken, hiçbirisi, XV. yüzyılda, Süleyman Çelebi tarafından yazılanı kadar ilgi görmemiş ve bu metin, İslam dünyasının birçok köşesinde okunur olmuştur. Öyle ki bu metin, 1900’lü yılların ortalarında birçok dile (Arapça, Farsça, Arnavutça, Boşnakça, Rumca vb.) çevrilmiştir. Süleyman Çelebi, adı geçen eserini 1409-1410’lu yıllarda yazmaya başlamıştır.

Dil ve edebiyat açısından Mevlit’in (Vesilet-ün Necat) bazı özellikleri aşağıdaki gibidir: Eser, XV. Yüzyıl Anadolu Türkçesiyle yazılmıştır. Anlatım yalın ve etkileyicidir. Aruz vezni başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Bu yönüyle ahenge, nağmeye ve terennüme daha elverişlidir. Anlam, beyitler içinde tamamlanmakta, beyitlerin bütünlüğü bozulmamaktadır. Mesnevi tarzında yazılması, eserin hikâye etme özelliğini kuvvetlendirmiştir. İslam Peygamberi’ne duyulan sevgi; abartıdan uzak, saf ve samimi duygularla dile getirilmektedir.

Mevlit törenlerinde okunan Süleyman Çelebi’nin eserinde çok sayıda değişiklik meydana gelmiştir. Eserde bazı bölümler tamamen bulunmazken, bazı bölümler kısaltılmış, bazı yeni beyitler eklenmiştir. Metindeki bu değişiklikler; Mevlit metinlerini çoğaltan kişilerin farklı mezheplere bağlı olması, dikkatsiz davranması vs. unsurlara dayandırılırken, Mevlidin okunmasını kolaylaştırmak da burada amaç olarak görülebilir. 

Merasim esnasında, mevlit okuyan kişinin kitaba bağlı kalması pek hoş karşılanmadığından, okunurken birtakım ekleme ve çıkarmalar söz konusu olabilmektedir. Mevlit törenlerinde, bazı bölümlerin bilerek okunmadığı da görülmektedir. Özellikle Peygamber’in ölümünün ele alındığı Vefat kısmı pek okunmamaktadır. Bu tavrın, İslam Peygamberi’ne olan sevgi ve hürmetten dolayı ortaya çıktığı ve bu yolla Peygamber’in ölümsüzlüğüne vurgu yapıldığı dile getirilmektedir.

Mevlit okuma merasimlerinde öncelikle Kur’an, ardından Vesilat-ün Necat’tan bölümler, ilahi veya kasideler dönüşümlü olarak okunur. Veladet bahri (bölüm)’nde, Peygamber’in doğumunu bildiren beyit okunurken, yani “doğdu ol saatte sultan-ı din, nura gark oldu semavat-ı zemin” mısraından sonra ayağa kalkılarak ara duası yapılır. “Merhaba” bölümünün icrasında ise, “salâvat-ı şerife” getirilmekte ve tokalaşılmaktadır. 

“Susadım su diledim içmekliğe, verdiler bir kıf ki dolu şerbeti, kardan ağ idi vü hem soğuk idi, dahi şirindi şekerden lezzeti” biçimindeki mısralardan sonra da şerbetler dağıtılıp içilir. Bazı bölgelerde; un helvası, kuru üzüm ve lokum denilen bir çeşit çörek dağıtılır. Özellikle şehir merkezlerinde yapılan törenlerde, gülsuyu ve küçük kutucuklar haline getirilmiş şekerlerin dağıtılması biçimindeki uygulamanın günümüzde çokça yaygınlaştığı dile getirilebilir.

Mevlidin sonunda uzun dualar edilmektedir. Mevlitler, klasik tek bir makamla okunmamaktadır. Bazı mevlitlerde, hangi bölümlerin hangi makamlarla okunacağına dair kayıtlar bulunmaktadır. Mevlit okuyucusunun, Kur’an tilavetine özgü olan tecvit kurallarına uyma zorunluluğu bulunmamaktadır. Çünkü Mevlit Türkçedir. Eskiden mevlitlerin bir kısmında ney ve kudüm’ün kullanıldığı dile getirilmektedir. Türkiye’de icra edilen mevlitlerde, ilahi de yoğun olarak okunmaktadır. 

Okunan bu ilahilerin çoğunluğunun sözleri “tekke şairleri”ne aittir. Bunun yanında, şairi bilinmeyen-anonim olanları da mevcuttur. Sadece kadınlara ait mevlitlerde, ilahiye özel bir ağırlık verilmektedir. İlahiler, tek okunabildiği gibi bir grup tarafından da okunabilmektedir. Bu ilahilerin belli başlı makamları; rast, mahur, saba, suzinak biçiminde sıralanabilir.

İlk mevlit merasiminin Fatımiler devletinin son dönemlerinde Mısır’da icra edildiği ifade edilmektedir. İlk zamanlar sadece Rebiü’levvel ayının on ikisinde yapılan bu törenler, daha sonra Şii kesim tarafından, imamlar ve sevdikleri din büyükleri için de yapılmıştır. Bahsedilen bu merasimler, ilk zamanlarda daha çok saray çevresine mahsustur ve halk katılmamaktadır. Mevlit merasimlerine halkın iştirak etme tarihi, Erbil meliki Muzafferü’d-din dönemine (1207–1208) kadar uzanır. Bu törenler, daha sonra İslam dünyasına yayılmış ve bir bayram havasında kutlanmaya başlanmıştır.

Osmanlılarda ilk mevlidin, 1589 yılında, III. Murat devrinde okunduğuna dair bilgiler mevcuttur. Buna karşılık Tayyar Zade, Osmanlı’da II. Selim döneminde (1566–1574), kutsal kabul edilen gecelerde mevlit faaliyetinin olduğundan bahseder. Aynı eserde, varlıklı kimselerin evlerinde mevlit okuttukları ve camilerde mevlit okutulması için vakıflar tesis edilmiş olduğu dile getirilmektedir.

İlgili sorular

0 oy
51 gösterim
0 oy
57 gösterim
0 oy
11 gösterim
31 Aralık 2016 Güncel-Aktüel kategorisinde NedirKimdir (699,500 puan) sordu
0 oy
124 gösterim
0 oy
80 gösterim
0 oy
26 gösterim
21 Aralık 2016 Fen Bilimleri kategorisinde NedirKimdir (699,500 puan) sordu
+1 oy
78 gösterim

...