Süryani Cemaatinde kadının konumu nasıldır?

0 oy
67 gösterim
28 Aralık 2016 Din - Felsefe kategorisinde NedirKimdir (699,500 puan) sordu

Süryani Cemaatinde kadının konumu nasıldır?

Süryanilerin eğitim kurumlarına ilgisi, bölgede hâkim olan genel tavır içinde değerlendirilebilir. Kız ve erkek çocuklarının okullaşma durumu, genellikle erkek egemen bir toplum yapısının uzantısı şeklinde görülebilmektedir. 

Erkek çocuklarının, kır-kent yaşam alanlarında bulunan formel ve enformel eğitim kurumlarına devam etmeleri mümkün iken, kız çocuklarının bu olanaklardan yararlanma düzeyleri daha düşüktür. 

Tarihsel dönemler itibariyle konuya baktığımızda, dinsel kurumlar olan kilise ve manastırlarda, erkek ağırlıklı olacak şekilde öğrenim görüldüğü dikkat çekmektedir. 

Islahat Fermanı’ndan sonra yürürlüğe giren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile gayrimüslimlere tanınan okullaşma olanağından daha çok erkekler yararlanmışlardır. 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin yayınlanmasından hemen sonraki uygulamaları, resmi kayıtlardan takip etmek mümkündür. 

1287/1871 tarihli Diyarbekir Vilayet Salnamesi’nde, cemaatler bazında, eğitim kurumlarının sayıları verilirken, kategori belirtilmeden, “mektep” ifadesi altında, 1 Süryani okulunun olduğu görülmektedir. Diğer gayrimüslim cemaatleri (Ermeni, Rum, Rum Katolik, Protestan, Keldani, Yahudi vs.) ile birlikte toplam 9 adet okul bulunmaktadır. 

1898, 1899 ve 1901 tarihlerine ait verilerde, okula giden öğrencilerin cinsiyet durumlarına bakıldığında, Protestanlar dışında hiçbir cemaatin kız çocuklarını okula göndermediği dikkat çekmektedir.

Yörede yaygın olan, kız çocuklarını okula göndermeme anlayışı, Süryani cemaati için de geçerliliğini korumuştur. Daha modernist bir yaklaşımı savunan Protestan cemaati, kız çocuklarının öğrenim görmeleri konusunda herhangi bir kısıtlamaya gitmemiştir. Bu cemaatin oluşumu, yerel cemaatlerden ayrı olarak ele alınamayacağı gibi, aynı zamanda Batılı misyonerlerin çabalarının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. 

Protestan cemaati, geleneksel din anlayışının yoğun olarak hissedildiği Ortodoks cemaatinden, Batılı misyoner teşkilatlarının girişimleri sonucunda, geleneksel kilise anlayışından uzaklaşan kişilerden oluşmaktadır. 1898 (1316) tarihli Diyarbekir Maarif Salnamesi’nin 1052–1053. sayfalarında görüldüğü kadarıyla, Protestan cemaatine mensup okulda, 1898’de 55, 1899’da 23, 1901’de 30 kız çocuğunun öğrenim gördüğü dikkat çekmektedir.

Cumhuriyet dönemiyle birlikte, kız çocuklarının öğrenim görmesiyle ilgili anlayışta bir değişim gerçekleşir. Özellikle kentte yaşayan Süryanilerin kız çocukları, ilk, orta ve yüksek öğrenimle tanışırken, kırsal kesimde yaşayan Süryanilerin, ekonomik ve ulaşım sorunlarından dolayı, kız çocuklarını ilköğrenimle sınırlandırmış oldukları dikkat çekmektedir.

Süryaniler, formel eğitim yanında, çocuklarının “yaz okulu” şeklinde, kilise ve manastırlarda verilen eğitimden yararlanmasını sağlamaktadırlar. Bu eğitim, Süryanice dilini ve duaları öğrenme, kutsal metinleri ve dua okuma gibi kısımlardan oluşmaktadır. Özellikle kırsal kesimde yaşayan Süryani aileler için, manastırlarda verilen eğitimin ayrı bir önemi bulunmaktadır. 

Çocuklar, öğretim dönemi içinde, manastırlarda barınmakta, bu arada Süryanice’yi öğrenmekte ve aynı zamanda dinsel eğitim almaktadırlar. Mardin’de bulunan Deyrulzafaran, Mardin Midyat’ta bulunan Mor Gabriel ve Mor Yakup manastırları, bu konuda günümüzde de oldukça büyük işlevler görmektedir. Adı geçen manastırlarda barınan ve bu arada formel eğitim alan çocuklar içinde, kız çocuklarının sayısının yok denecek kadar az olması dikkat çekmektedir.

Türkiye’nin çeşitli kentlerine (özellikle İstanbul) göç eden Süryanilerin neredeyse tamamının, kız çocuklarını okuttukları ifade edilebilir. Yine, Avrupa’da (özellikle İsveç ve Almanya) bulunan Süryanilerin de, bulundukları ülkelerin sağlamış olduğu öğrenim olanaklarından en üst düzeyde yararlandıkları dile getirilebilir.

Süryani ailesinde kadının rolü, kutsal metinlere dayandırılarak açıklanmaya çalışılır. Süryanilerdeki aile anlayışında, kadına biçilen rol; eş ve annelik sınırları içerisindedir. Kutsal metinlerde (Tevrat, İncil) erkeğin statüsü, her zaman birinci derecede iken, kadınlar çoğu zaman ikinci, bazen de daha alt derecede bulunmaktadırlar.

Hıristiyanlığın üzerinde temellendiği en önemli kavramlardan birisi “ilk günah”tır. İlk günah, insanın dünya “sürgünü”nün başlangıcına neden olmuştur. Bu günahın oluşumunun baş aktörü kadındır. Kadının neden olduğu bu sürgünden dolayı, insanların tümü kirlenmiştir. Buna göre kadın, şeytana aldanmış ve Âdem’in de aldanışına neden olarak, tüm insanların paylaşacağı bir günahın müsebbibi olmuştur. 

“Fakat kadının öğretmesine ve erkeğe hâkim olmasına izin vermem, sakin olsun. Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Âdem değildir, kadın aldatılıp suç işledi. Ama doğum yapıp kurtulacaktır (1.Timoteos–2/12–15). Burada, kadın, suçlu ilan edilmekte ve devamındaki ifadelerle de, kadının doğum sancısıyla acı çekmesinin, sanki bir suçun cezası olduğu ima edilmektedir.

Yeni Ahit’te birçok yerde, kadının çoğunlukla, hukuksal ve insani iradesi hiçe sayılarak, erkeğe, Allah’a tabi olduğu gibi tabi olmasının istendiğini görmek mümkündür: “Ey kadınlar, Rab’be bağımlı olduğunuz gibi kocalarınıza bağımlı olun. Çünkü Mesih, bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır. 

Kilise, Mesih’e bağımlı olduğu gibi, kadınlar da her durumda kocalarına bağımlı olsunlar” (Efesliler–5/22–24). “Yaşlı kadınlar, saygın bir yaşam sürmeli (…) genç kadınları, kocalarını ve çocuklarını seven sağduyulu, temiz yürekli, iyi birer ev kadını ve kocalarına bağımlı olmak üzere eğitebilsinler (Titus–2/3–5). “Ey kadınlar, Rab’be ait olanlara yaraşır biçimde kocalarınıza bağımlı olun” (Koloseliler–2–3/18). 

Ailede, kadının bu itaati, bir hiyerarşiye dönüşerek açıklanmaya çalışılır. Kadının, kocasına, Rab’be bağlı olduğu gibi itaat etmesi emredilmektedir. “Çünkü bedenin kurtarıcısı Mesih, kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır”. Nitekim “kilise, Mesih’e tabi olduğu gibi, kadınlar da böylece her şeyde kocalarına tabi olsunlar” biçimindeki açıklamalarla, kadının varlığının erkekle anlam kazandığı ve her durumda, erkeğe muhtaç olduğu hususuna vurgu yapılır. Bu anlayış ile Süryaniler arasında tek eşli evlilik, boşanmama gibi kesin kurallar çerçevesinde, kadının ailedeki konumu belirlenmiş olmaktadır.

Kır-kent ayrımında, ekonomik gücün elde bulundurulmasına bağlı olarak, kadının yukarıda belirlenen kesin çizgiler dışında, rahat hareket etmesine olanak sağlanabilmektedir.

Yörede yaygın olan, kadının doğurganlık özelliği ve erkek çocuğa sahip olma isteği, Süryaniler arasında da yaygın olarak bulunmaktadır.

Boşanma veya ikinci evlilik, kırsal alanda yok denecek kadar azken, şehir merkezlerine ve özellikle de Avrupa’ya göç etmiş Süryaniler arasında, boşanma ve ayrı yaşamaya ilişkin örneklere rastlamak mümkündür.

İlgili sorular

0 oy
89 gösterim
0 oy
276 gösterim
0 oy
18 gösterim
28 Aralık 2016 Din - Felsefe kategorisinde NedirKimdir (699,500 puan) sordu
0 oy
10 gösterim
0 oy
15 gösterim
0 oy
111 gösterim
0 oy
10 gösterim
0 oy
39 gösterim

...